Pazartesi

.

"Bir elinde gül, bir elde câm, geldin sâkiyâ!
Hangisin alsam, gülü, yahut ki câmı, ya seni?"

Ne güzel özetlemiş değil mi Nedîm!
İnsanın gözü önce kadehin içindeki bâdeyi görür, sonra kadehin kendisini, ve en nihayet o kadehi tutan eli.
Hangisinden başlasam, der durur hep! Gülden? Câmdan? Senden?
İnsan bu, kınamamalı, önce gülü görür, gülü ister, sonra câmı, sonra o câmı sunanı. Her defasında göremediği bir tek kendisidir. Kendi gözleri.

"Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin
Canlarda vü tenlerde nihân hep sen imişsin
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben
Ahir bunu bildim ki cihan hep sen imişsin"

Samtî dedenin mısralarından hareketle bir noktayı açıklığa kavuşturalım:
Perde eşyanın üzerinde değil, o şeylere bakan gözlerdedir, göz kapaklarında. Perde, gaflet perdesidir ey talib! Çiğ nefislere, ham ervaha uyup da eşyayı tekmelemeyi bırak artık!
Sana ne bâdeden, sana ne câmdan, boşver gülü de sen sâkiye dik gözlerini!
Gözlerinde görüyorsan gözlerini, bekleme, hemen tut ellerini!


Dücane Cündioğlu

2 yorum: