Cuma

DÎVAN'DAN

Bizden beziyorsun, sıkılıyorsun, etme bu işi; kızıyorsun, yüz çeviriyorsun bizden, çevirme.

Kendi kârını düşünüyorsun, kendi faydanın kaydına düşmüşsün, bizim de ziyanımızı istiyorsun; hiç kimsecik kâr etmedi bundan, ziyan ediyorsun sen de, etme bunu.

Bundan böyle ziyanımızı istememiye râzı oldun, fakat etme; kimin; kimlerin râzı olması için bu işe katlanıyorsun?

Şarap yerine gam sirkesi veriyorsun, verme. Ne diye derede kan ırmağı akıtmadasın? Akıtma.

Yüzümden zevk, neşe sevincini gideriyorsun, giderme. Başkalarına yüzümü hedef tutuyorsun, tutma.

Hem mazlum öldürmedesin, hem acınmada; yol vuran da sensin, feryad eden de sen, etme.

Elim, ayağım, hiç bir işe yaramıyor, çünkü sevgilinin sarhoşuyum; bırak sarhoşu yıkılıncayadek, ne diye çekip duruyorsun? Çekme.

Diyorsun ki: Gel, sana sabrı çoban edeyim; kuzuya ne diye kurdu çoban edersin? Etme.

Gündüzün zahitsin, geceleyin zahitleri öldürürsün; bu gece uzlaşma, barış gecesi, fakat gene de o işi yapıyorsun, yapma.

A güzelim, dostlar, kıskançlıktan birbirlerine düşmen kesildi; bu dostu ne diye öbürüne düşman edersin? Etme.

Şarap içme diyorsun, şarap vermiyeceksen ne diye mahmuru, dudakları kupkuru bırakırsın? Yapma bunu.

Dümdüz, ok gibi yürü, havamızda uç diyorsun; pek âlâ fakat doğru oku ne diye tutar da bükersin, yay haline getirirsin? Etme bu işi.

Sus diyorsun, fakat beni susturmıyan da gene sensin; her kılımı, aşkınla bir dil haline getirirsin, getirme.

Mevlana Celaleddin
(II-LXXXII-399)

Salı

TAŞLI YOL

Aşklar, dostluklar, bir arada olmalar
Hangi birine yetiş, geçtim, öderim.
Eşler, çocuklar, ölmüşlerin yakınları
Sonradan katılanlar, kaçtım, öderim.

Çığlık ve kısık çağrı
Kimi mi çağırdım, bilsem söylerim.
Gün gelir, bırakır, başlar yalnızlık
Ne için, kimdi, bilsem söylerim.

Yaşlanmak, gözyaşları olmadık hüzünlerde
Sızar, görürsünüz çoğunuz
Kıyı köşe, durmayın üzerinde
Gördünüz mü giderim.

Ne yaptım ben size
Bana siz ne yaptınız taşlamak dışında
Zaten taşlı yolumu
Ki bu kadar acı verir, söylerim.

Ey söz ulaştıranlar birinden ötekine
Bana da dersiniz, dinlerim.
Sonra da arkamdan-
Bilmem mi gülerim.

Ki bugüne beni siz mi getirdiniz
Çıkar tanıyanları, vardır elbet bildiği
Kimleri boşladım, borçlarım kimedir
Ödedim, öderim.

Çıkar bildiklerini, kalır elbet sevdiği
Bir iskambil- sararır yüzünüz
Kimin ne çektiği-
Ödedim, öderim.

Behçet Necatigil

Perşembe

HZ.MEVLÂNA - VII

"Sen cânı da bir bil, bedeni de.
Yalnız sayıda çoktur onlar alabildiğince.
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir."

Çarşamba

ÂŞK... DAÎMA...



"Ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri?
'o süzülmüş', seçilmiş âşk cevheri var ya,
işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur! "

Bir sufi

* Fotoğraf : Kur'an-ı Kerîm'in 1400.Yılı Sergisi'nden / Türk İslâm Eserleri Müzesi / 30 Kasım 2010

Pazartesi

GÜNÜN SÖZÜ

"Hey gönül; söküp götürse de yokluk seli varlığımızı, üzülme.
Nuh gibi kaptanın var... Üzülme."

Şirazlı Sadî

BAYRAM

"Ya bayramlar bayram olsun kurtulsun
ya da
bayram yazan takvimler cayır cayır yırtılsın..."



Abdurrahim Karakoç

Çarşamba

HZ.MEVLÂNA - VI

Benim ilk âşk hikayemi işittiğim dakika başladım seni aramaya, ne denli kör olduğumu bilerek değil.

En sonunda, bir yerde karşılaşmaz birbirleriyle âşıklar.
Her zaman birbirlerindedir onlar.

Perşembe

ES-SELÂM(cc)


"Her türlü tehlikelerden selâmete çıkaran"

Hayrımızı, iyiliğimizi, güven ve selâmetimizi sürekli katlayarak arttır.

İsmail Kılınç / Esma-ül Hüsna Hazineleri

Salı

EY SEVGİLİ


Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Şuna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Sendan ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai Karakoç

Cuma

BU AYAKLAR BENİM DEĞİLDİR ALIN

bir kızın saçları seni görmek kadar sana benziyordu
seni duymak kadar avuntulu
tutsandı arkama yaslanacaktım bu ayaklar benim değildir alın
mutsuz ve parasız yaşantılardan beri gemiler ayaksızlandılar bilmelisiniz
salt bir o değil, tut ki siz her şeyden sonra yaşamadığınız

SEN'li bir deniz görüyorsam, senli pencereler kadar güzel
en iyi ussuzlanmalıyım
kimselere soramıyorum
bakışların ellerince uzak
sen bir kez daha yoksun ya, korkmalarını ürkütüyorum işte
oysa tutarı yok denize varmalarım

KALKIP bir iki kadehten sonra seni düşünmeye varıyorum
sarhoşluğum artıyor gibi
kalkıp kentleri birleştiriyorum haritalardan yerinden
bunu yaptım mı benim ahır dağlarıma denizler büyüyor

ELİN YOK YA, ellerimde küçülmeler dökülmeler daha bilmem
EN uygarlığım gülüyor
tuttuk en gidip gelmeli yerlerinden günahlar
kim ne derse desin sen miydin
bak boş pencerelerini ıslansındı,
denize mavi mi gerek bırak yıldız oynayalım
en güzeline varsay ama en güzeline seni yakmak
yıldızlar yine gelebilirken
bak gitmelerine kansındı, avutsundu
SEN GÖZLERİNE IRAK OLMANIN

9 Ekim'958 Cahir Zarifoğlu

Perşembe

HZ.MEVLÂNA - V


"Look at love
How it tangles
With the one fallin' in love.

Look at spirit
How it fuses with earth
Giving it new life..."

Çarşamba

İsimsiz'di


Bir gün daha geçiverdi ömürden
Ovadan rüzgar gibi, su gibi dereden
İki gün var dünyada ha var, ha yok
Gelmemiş gün bir, ikinci gün geçmişten
Gizleridir varoluşumuzun sen ve ben
Bir bağ var ki çözemeyiz, ne sen ne ben
Coştum özleyince seni aniden
Göklere çıktım, "senin yerin" denilen
Ötelerden, yıldızlardan bir ses geldi
"Bizde değil" dedi
"Tanrı sendedir aslen...! "


Şairi bilinmiyor.

Pazartesi

Neyzen işte

"Dünya dönüyor, ben de dönüyorum, Allah ahengimizi bozmasın..."

Neyzen Tevfik

Pazartesi

!

"Herkes kendi kaderi icâbı bir çileye tutulmuştur.
Hiç kimseye dört başı mâmur olma beratı verilmemiştir."

Sa'dî Şîrazi

Pazar

YOL


Ruha giden yolu buldum değil, kendi yolumda yürürken ruhu buldum deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür. Ruh ne çizgi üzerinde yürür, ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.

Ruh sayısız taç yaprakları olan bir lotus çiçeği gibi açılır.

Halil Cibran

Cumartesi

SONSUZ VE ÖBÜRÜ


"En değerli vakitlerinizi bana ayırdınız
sağolunuz efendim

Gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz
öğrendim

Yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz
öğrendim

Hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz
öğrendim

Zamanın boyutlarının sonsuzluğunu
ve havanın bazan kuşa döndüğünü öğrettiniz
öğrendim efendim

Ama sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz
efendim

Baskının zulmun kıyımın açlığın
bir yerlere kıstırılıp kalmanın susturulmanın
aşk mutluluğunun ve eski hesapların
aritmetiğin bile


Bunları bulmayı bana bıraktınız
size teşekkür ederim."

Turgut Uyar

Cuma

SEVAP

Bir gün Hz.Muhammed(s.a.v)'e bir koyun hediye edilir. Koyunun bir budunu alıp gerisini eşe dosta dağıttıktan sonra Hz.Ayşe'ye dönerek;
"Ya Ayşe, gördün mü bak, bize buttan gerisi kaldı" der.

Cumartesi

Ahşap Rüyâ Defteri


Durdum evler evetler geçti gidiyor arka arkaya
Kadınlar adamlar arkadaşlar gidiyor
Selamlar sabahlar günaydınlar gidiyor
İyi kâlpli duvar saati sonsuz tramvay bileti
Merhabalar efendim bugün dinçsiniz iyisiniz dilekleri
Saatler olsun iyi saatte olsunlar hay hay saat dokuz iyi mi
Çok şıksın şekerim seni kıyamete kadar severim
Bir kere öpebilir miyim hayalinizden bir kere
Öğrenci bileti geçer mi hocam âşık olmak için
Demli çaylar çıralar öğrenci evinde bekâr evinde evli evinde
Geceyi en iyi şairler bilir bir de muvahhitler öyle değil mi

Öyledir olabilir ben bu ağacı dinledim yemyeşildi
Gelir getirmezdi evden kaçmış bir c harfi
Almış gitmiş başını akşamdan hem de
Gel benimle birlikte bakalım bak şu apartman katı
Katı cisimler karışıyor senin hakkındaki düşüncelerime
Hadi ben taşındım n’olacak şimdi bir bakar mısın
Alır mısın bir seyirlik imlâları başımdan
Âşkımdan geberiyormuş bir sokak köpeği
Şimdi ne demek mi bu sayın selafon
Fon müziği olarak kullanılıyor insanlık
Kılık değiştirerek devam ediyor bir bit yeniği

Devam ediyor ev işleri devam ediyor pencere
Perdeleri açıyorum ilânihaye
Hoş geldim değil mi sefalar getirdim hep böyleyim
Artık ben bir şeyler bilsem mi! Gökten insem mi!

Cafer Keklikçi

Çarşamba

HZ.MEVLÂNA - IV



"Göğsünün içindekini hakîki gönül sanan kimse,
Hak yolunda iki üç adım attı da her şey oldu bitti sandı.
Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, günahtan sakınma, bunların hepsi yolun başıdır.
Hak yolcusu aldandı da bunları varacağı konak sandı."

Cumartesi

CENNETİN DİLİ


"Allah'ım bir kalem gibi
Bekliyoruz seni
Yeni bir kağıt
Ve yeni bir dil
Cennetin dili
Belki ilk defa
Yazılacak şimdi..."

Turgay Özen

Pazartesi

İSMİ VAR MI BİLMİYORUM :)


"Yüreğim ıslaktır benim, kuytularda ağlamaktan.
Ve hafif uçuktur rengi, kurusun diye kaç defa güneşe asılmaktan..."

Sunay Akın

TALEP


"Ben geceyim, gün isterim. Ben ateşim kül isterim.
Ben şiirim vezn isterim. Ben dertliyim, şifâmı ver.
Parça değil, tam isterim. Tükenmişim çâremi bul,
bütünleşmiş can isterim."

Yusufçuk’tan
...SAMİHA AYVERDİ

Cumartesi

HZ.MEVLÂNA - III


Dervişler gibi neşeli oynuyor durmadan dallar.
Çalgıcılar ve şarkı okuyanlar gibi el çırpıyor yapraklar.

Ses, ey kudüm.! Sedâ, ey ney.!
Rakset, yürü, tan ağarması...
Seyyârelerin girdabında can nûru.
Merkezinde Hakk'ın yüceltiği güneş.

Gönüller.! Âlemler.!
Durduğu semânız emrolsaydı âşk merkezde;
Allah Hû...!

Salı

GÖĞE BAKMA DURAĞI

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gizlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

TURGUT UYAR

Cuma

GÖNLÜ ŞEN


Şöyle içten gülmek, her şeyden tat almak, yaşama sevincini tatmak, güler yüzle hiç bir korku duymadan başkalarının yüzüne gözlerinizi kaçırmadan bakabilmek... İşte gönlü şen olmak budur.
Krishnamurti

Pazar

NE Kİ AŞK?


Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
Aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
Ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım Aşk 'ı soran sizler,
Aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
Sorularımı kim yanıtlayabilir? Sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
İçinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
Aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
Ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
Baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? Hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
Neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
Uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
Aşk diye seslendiğimiz şey nedir? Söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
Başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
Yaşam 'dan ve Ölüm 'den, Yaşam 'dan daha acayip, Ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
Söyleyin bana dostlar, içinizde Yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda Yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
Yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
İçinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
Hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
Hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir Tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
Dün kapısından geçenlere Aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. Ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'Aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
Yiğit bir genç karşılık verdi:
'Aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
Ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'Aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
Zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
Sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'Aşk Şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
Ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'Aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
Bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'Aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
Sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'Aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
Çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'Aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
Yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
Ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'Aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, Sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
Ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'Aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
Ve böylece Aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
O anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'Yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, Aşk 'tır.'
Bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'Tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
Tanrım beni kutsal ateşine at...'

Halil Cibran

Hüsranla Gönül Hep İnler - Güzin Değişmez

Cuma

.


Hem bugüne hazırlananlara
Hem de yarınlara dalıp gidenlere
Bir müezzin haykırır karanlığın minaresinden:
"Biçâreler: Felâhınız ne orda, ne şurda."

Çarşamba

SİS


"Tanrım, benden günün ayrıntılarını esirgeme!Biz insanlar, büyük acılardan ve sevinçlerden aklımızı kaçırmıyorsak, bunu küçük olayların ve küçük oyalanmaların sisi içinde yaşadığımız için başarabiliyoruz.Yaşam işte budur! Bu sis!" UNAMUNO

Pazartesi

HAYAT



"Dün,
hayat çemberinde
düzensizce ürpererek, dalgalanan bir zerre olduğumu hayâl ettim.
Oysa bugün, kesinlikle biliyorum ki çember benim.
Ve hayat bütünüyle düzenli zerreler halinde benim içimde hareket ediyor. "
Halil Cibran

Salı

HZ. MEVLÂNA - II


"Yüzde ısrar etme, doksan da olur. Insan dediğin, noksan da olur. Sakın büyüklenme, elde neler var .. Bir ben varım deme, yoksan da olur..."

Pazartesi

AH MİN'EL ÂŞK


"ÂŞK,
yerine göre yol olur yürünür, yerine göre îman olur uyulur.
Bazen ateş olup yakar, bazen deniz olup boğar.
Sultan olur ülke yönetir, şarap olur sarhoş eder.
At olup koşar,kuş olup uçar.
Hazine olur, vîran gönüllerde saklanır.
Kîmya olur hâkir topraktan altına dönüştürür.
Sır olur saklanır, gonca olur açılır.
Gül bahçesi olur kokusuyla âşıkları mest eder.
Güneş olur âşıkların ümit meyvelerini olgunlaştırır.
Aşk olunca gönüller birleşir.
Aşk olunca kıyamet koparcasına hareketlilik olur.
Âlemler kıyâma kalkarsa aşktandır.
Hastaların şifâ bulması aşktandır.
Aşk ile döner gökler, aşk ile durur kâinat.
Aşk her şeydir, her şeyde aşk vardır."

İskender Pala

.


"Alan sensin, veren sen, kılan sen.
Ne verdinse odur.
Dâhi nemiz var..."


Niyâzi Mısrî

Pazar

AH


"Birer hâle cihanın halkı bir bir razı oldular.
Benim bir hâle meyim yok, Hakk'ın bilmem nesiyim ben"

Niyazî Mısrî


* Hat : Ah

Cumartesi

İNSAN


"Ey gönül, ey gönül, neden bu kadar gamla dolusun. Yıkıksın, kırık döküksün ama tılsımlı bir definesin sen.
Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın, bildiğin gibi değil, her varlıktan daha olgun daha ilerisin sen.
Ruhsun, Cebrail’in üfürmesiyle ikizsin, Tanrı’nın sırrısın, Meryem’in oğlu İsa gibisin sen.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Mertebeni adlarla sanma; adların sahibindedir. Dönüp varacağın yer her şeyi yaratandır, eşyaya gideceğini zannetme.
Gördüğün gerçekleri rüya sanma, sen başka bir varlıksın; kendini her sûreti kabul eden Heyulanın büründüğü sûret zannetme.
Keşifle gerçekliği meydana çıkan manayı dava sanma, hakkında söylenen vasıfları gözüne girmek için söylenmiş sözler zannetme.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen; varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sırrını inleyip de sakın ağyara açma; bilmezlikle inkâr çukuruna düşmekten sakın.
Ahların, sakın, sevgilinin kâkülüne değmesin, sonra Mansur gibi dâra çıkarsın.
Sakın yaradan incinip de sevgiliye aczini bildirmeye kalkışma; a çaresiz kişi bulduğun kadri yüce incileri sakın.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Sevgi sırlarının mahzeni, o sırlar hazinelerinin konduğu yer sendedir, sende. Erlik, yiğitlik nurlarının madeni sendedir, sende.
Gizli gizli daha nice ruh halleri var sende. Tanıyıp anlayış sende, hüner sende hakikât sende.
Baksan görürsün ki yer de, gök de, cehennem de, cennet de sende, kürsî de sende, melek de elbet sendedir sende.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Yazıktır, padişahken alemde yoksul olmayasın, ümit ve yalvarışla bozbulanık bir hale gelmeyesin.
Yeis vadisine düşüp bir hiç olarak yok olmayasın, yolunu yitirip bela sahrasının yolunu tutmasayasın.
Âdeme yapış ki gerçekten ayrılmayasın, secdeler etki Tanrı reddetmesin seni.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen.
Tanrı’dan gayri bütün varlıklardan, çakıp sönen, gelip giden bütün şimşekler gibi geç git. Üstüne takılan, konan çerçöpe aşk ateşini siper et (onları yak yandır).
Gönül bağlanacak şeylerin eserleri, sakın, eteğini tutmasın. Şems gibi, Mevlana’yı isteyerek yola koyul, yol almaya bak.
Aynanı(gönlünü) arıt, bütün sûretler ona vursun, görünsün. Galip, hele bir duygularını derle, topla da bak.
Kendine bir hoşça bak, alemin özüsün sen, varlıkların gözbebeği olan insansın sen."



Şeyh Galip

SİS


"İki şehri var gecenin, biri gözümde tütüyor
Birinin dumanı üstünde yağmur gibi çöken siste, bana uykusuz şehri niye bıraktın, göze alamadığım bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin.
Gece değil, istediğin hayli karanlık bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak hevesindesin.
Gözlerini anlıyorum, henüz bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin.
Gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız, göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır.
Ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir, öyle acıyor ki gözlerimi kim bağışlayacak.
Sis değil, uykusuzluk değil. İki uzak şiir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim.
Biri hepimizle gözgöze gibi, halâ uykusuz. Biri sis içinde kirpiklerine kadar açık. Bu sessizliği kim bıraktıysa göremiyorum, lonuşkan gözlerinde tek sözcük bile.
Gözlerimiz birbirine değmiyor iki şehirde.
Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye?"

Haydar Ergülen

HZ.MEVLÂNA - I


"Yazı yazılırken eli görmeyen kişi, yazı kalemin oynaması ile yazılıyor sanır..."
M.C.Rumî